"Spor, dünyayı değiştirecek güce sahiptir ve çok az şeyin sahip olduğu birleştirici güce..."

ÜSSK - BİR TAKIMDAN DAHA FAZLASI...
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam2
Toplam Ziyaret77597
Takip Ediniz
    https://www.facebook.com/uskudarsusporlari
ERSİN SÜEREN
sueren11050@yahoo.com
Istanbul Boğaziçindeki Dip Akıntıları
26/12/2013

Istanbul Boğaziçindeki Dip Akıntıları:

 

Ist/Boğaziçi dip akıntıları ile ilgili anlatımlarım 1958 yılından beri dalışlarımdaki gözlemlerime dayanmaktadır.

 

Bu konuda daha geniş bilgi sahibi olmak isteyenler, eğer muhafaza edilebilmişse RC kütüphanesinde ( şimdiki Boğaziçi Üniversitesi) mevcut olduğunu 1960 lara kadar takip edebildiğim, 500 küsur sayfalık, Rusların hazırladığı detaylı-şemalı Istanbul Boğazı su üstü ve altı akıntıları kitabını bulabilirlerse bu havalideki tüm akıntılar hakkında tatmin edici bilgilere ulaşabilirler.

 

Bilindiği üzere Karadeniz su sathı, Akdenize bağlı Ege Denizinden yaklaşık 38-40 cm daha yüksektir. Karadeniz’e ait deniz haritalarına baktığımızda Karadenizin Kuzeyine doğru çok geniş bir sahanın 40-60mt. derinliklerde olup Güneye, yani Hopa-İğneada hattında Türk sahillerine doğru yaklaşıldığında derinliğin 2200 mt.leri bulduğu gözükür. Genelde Karadeniz’in dibi Kuzey ağırlıklı olarak 40-80 mt. derinlikte sığ olup Türkiye sahillerinin 15 deniz mili açığı hattından sonra dip 1500-2000 mt’yi de aşan derin bir çanaktır. Avrupanın ortasına kadar kaplı son buzul erime devrinin başlangıcında Karadeniz ince bir dere vasıtası ile ufak ve sınırlı Ege Denizi irtibatlı,  Güney Ege’deki son yüz yılın Bafa gölü (Bastarda Thalasa) örneği, Marmara gölüne taşıntısı olan bir tatlı su gölüydü. Ağrı dağı ile Kuzey Mezopotamya arasına genelde konuşlandırılan Nuh Tufanı aslında Orta Avrupa kuşağındaki buzulların erimesi neticesinde meydana gelen bölgesel su yükselmelerinden başka bir şey değildir. 4000 yıllık Hitit çivi yazı tabletlerinde de bu su yükselmesinden bahsedilmekte ve bu olayı Hititlerden evvel Anadolu yerleşiği Hatti’lerden duyduklarını onlarında bu olayı çok eskilerden (kendilerine has yazıları olmadığı için) kulaktan kulağa aktardıkları Hititler tarafından belgelenmiş bir gerçektir. Nitekim günümüzün bilim adamlarıda bu günün Boğaziçisinin oluşumunu, Tufanvari bir olayın neticesinde, 7500 yıl evvel olarak tarihlemektedirler. Yakın bir zamanda da Titanik araştırmacısı Ballard araştırma gemisi ile Karadeniz’e çıktığında Sinop açıklarında 200 mt. derinlikte su-altında temel kalıntıları tesbit etmiştir. Karagölün, Ege denizi yoluyla Akdeniz’in binde 38 tuzluluk oranındaki suyu ile kısmen tanışarak Karadeniz niteliğini kazanması ve yer yer tuzluluk oranının binde 12-18 arası yükselerek bünyesindeki tatlı su hayatını kaybetmesi neticesinde şu anda 200 mt. derinliğinden sonra canlı hayatının olmamasının bilimsel anlatımlarını bilim adamlarına bırakarak son 50 yılda Istanbul Boğazınında rastladığım dip akıntılarının şiddet ve konumlarını sizlere görgü tanığı olarak aktarmağa çalışacağım.

 

 Istanbul Boğazının Dip Coğrafyası ve Tuzluluk Oranlarının Akıntılara Tesiri:

 

Bu yörenin dip coğrafyasını gelişmiş deniz seyir haritaları sayesinde izleyebilirsiniz. Ancak İngiliz kaynaklı Admiralty haritaları ile daha detaylı bilgi sahibi olacağınızı belirtmek isterim.

Boğaziçinin Karadeniz girişi dibi, Marmara girişi gibi  genel akış hattına nisbeten daha sığdır. Yani Boğaziçi dibi her iki ucu yükselen uzun ve kıvrımlı bir su yalağı gibidir. Bilgi ve tecrübeye önem vermemeye meyilli bir toplum olmamızın neticesinde, Boğaziçi dip akıntıları ve her iki deniz girişindeki bu yükseltiler hesaba katılmayarak Haliç dibinin temizlenmesi adı altında Haliç sularının boru hatları ile Yenikapıdan Marmaraya basılarak dip akıntılara teslim edilmesi neticesinde Istanbul Boğazı dibinin boydan boya Haliç’in her türlü metal ve kirlilik birikimli çamuru ile boydan boya kaplanması ve Boğaziçi deniz dibi faunasının yerine konulamayacak şekilde yok edilmesi toplumumuzda fazla önemsenmemiştir. Zaman zaman kulağıma gelen Boğaziçinin dip zeminindeki çukurlar ve bunların neticesinde dalgıç kaybolmalarına kadar varan mitolojik olaylar asla gerçekçi değildir. Ancak biraz sonra belirteceğim bu yöredeki fizik kanunları ile izah edilebilecek olaylar buralara dalan dalgıçları ölümcül kazalara kadar götürebilir ve götürmüştürde.

 

Rusya ve Orta Avrupa üzerinden debisi yüksek nehir suları ile beslenen Karadeniz 40 cm.’e varan kot yüksekliğinden dolayı  bulabildiği tek çıkış yolu olan Istanbul Boğazı yoluyla önce Marmaraya sonrada daha geniş Çanakkale Boğazı yolu ile de Egeye akar.

Bu, yazının tarihi ile yaklaşık 5000 yıl; kulaktan, kulağa geçen yine yaklaşık artı 2500 yıllık bir sürenin toplamı ile 7500 yıllık bir sürati değişken su-üstü hareketidir Istanbul Boğaziçi Akıntısı. Birde, Ege ve dolayısiyle Marmarada 60 cm.’e varan gel-git olayları ile tuzluluk oranlarının yükselerek ağırlaştırdığı Akdeniz sularının Ege ve Marmara yolu ile Boğaziçinde dipten 7500 yıldır kendine bir yol haritası çizmesi vardır. Binlerce yıla varan bu dip akıntılar, karada yağmur sularının kendine dere veya nehir-vari yol bulması örneği, Boğaziçinin dibinde kendi su yollarını yaratmıştır. Ancak bu yollara temiz su verirseniz o yöreyi temizler; Haliç’in ağır metal birikimli suyunu verirseniz altından kalkılamayacak bir su-altı kirliliği felaketini yaratırsınız. Nitekim biz Bedrettin Dalan’ın Istanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı zamanın da bu ikinci şıkkı tercih ettik.

 

Denize yakınlığı olan herkes bilir ki bir denizin tuz oranı o denizde tutulan balığın lezzetini artı veya eksi etkiler. Istanbul Boğaziçindeki suyun tuzluluk oranı binde 18 dir ve en lezzetli balık bu yörede tutulur. Karadeniz 12-18 arası, Marmara 20, Ege Kuzey ve Güneyine göre 28-30, Akdeniz’in Doğu dilimi suyunun tuzluluğu binde 36-38 dir. Atlantik okyanusundaki büyük ölçekli gel-gitler Cebel-i Tarık Boğazında Akdenize doğru akıntılar yaratırken ısı ve rüzgara dayalı faktörleri de arkasına alarak Akdeniz’de ana kara ve adaları arasında hatırı sayılır akıntılar yaratır. Hatta bu hava ve deniz akımları mitolojilerde bile, Malta adasında rüzgar tanrısı Ailos, Sicilya’nın Mesina boğazındaki akıntıdan esinlenerek canavar girdapçı Chrybidis olarak adlandırılır. Bu su-altı ve su-üstü yolları fiziksel oluşumlar neticesinde Akdenizden Egeye, Çanakkale Boğazından Marmaraya geçerek Boğaziçi sularına dalar.

 

Rastladığım Su-altı Boğaziçi Akıntıları:

 

Sarayburnu Yöresi:

Karadeniz’in kot yüksekliğinden dolayı Kuzeyden gelen su-üstü akıntısı Kız Kulesini yalayarak Sarayburnuna vurur ve bir bölümü Yenikapı sahillerini yalayarak Kınalı ada Kuzeyi açıklarına, bir bölümü ki doğal dönüşümlü akıntısından dolayı yıllarca Haliç temizliğinde faydalanmadığımız Haliç yönüne, bir bölümüde tepeden aşağıya inercesine yaklaşık 60 derece açı ile dibe orta suya doğru akar. 1977’ye kadar Sarayburnunda I. dünya harbi esnasında torpillenerek baştan kara batmış  fıçı cimento yüklü bir Rus gemisi vardı. Sarayburnu-Salacak boru hattı inşaatı üzerine rast gelen bu gemi enkazı benim  dört ve Japon Nippon Kokkan Firmasının dört dalgıcından müteşekkil bir ekip tarafından su-altında kesilerek kaldırıldı. Bu yöredeki dip akıntı zaman zaman son derecede şiddetli olup dalgıcı bu dip akıntının hattından çıkıncaya kadar süratle Haydarpaşa hattına doğru orta suya sürükleyebilir. Bu akıntının üst devamı Hayırsız ada Kuzeyine, alt devamıda Boğaziçine giren tuzlu ve ılık dip akıntısına katılır. Salıpazarı açıklarında dipten boğazdaki gemi bağlama şamandralarının açığında bir kanal bulan Kuzey yönlü akıntı Çırağan Sarayı ve Ziya Kalkavan Dz. Meslek Lisesi açığındaki gemi bağlama şamandralarının hattı olan 45 mt. derinlikte zaman zaman 4-5 dz milini aşan bir süratle Karadeniz yönüne doğru yoluna tersine yüzen balıkları bile pes ettiren bir süratle  akar. 1971 yazı Çırağan açığı bu hattın üzerinde batan ve Çubuklu Dalgıç Okulu tarafından kontrolu neticesinde çalışılamaz kaydı konan Mecitoğulları batığının makina yükünün boşaltılarak yüzdürülmesi gibi gerçekten isim vermekte zorlandığım bir ameliyeyi kazasız neticelendirdik. 175 tonluk teknenin battığı yerde dipte 9 mt. Karadeniz cihetine doğru akıntı bandı vardı. Akıntı dibe inişte 36. mt.de başlıyor teknenin oturduğu 45 mt.ye kadar tuzlu ve ılık olarak bütün hızı ile akıyordu. Batık teknenin yaklaşık 50 mt. açığı, Anadolu sahiline doğru 35-36 mt. olup, dipte hiç akıntı yoktur. Keza Çırağan tarafında da 35 mt.ye gelince yine hiç akıntı yoktur. Dip ters akıntısının şiddetinden dolayı bütün ikazlarıma rağmen bana inanamayan Denizcilik Bankasının maçula kaptanları 175 gross tonluk tekneyi içi dörtte bir hurda otomobil motoru dolu olarak bu işletmenin iki maçulası ile kaldırdıklarında, maçulaları Dolmabahçe yönüne doğru çeken deniz yollarının güçlü romorkörü ve benim SİBEL Algarnam her iki maçula ile beraber Karadeniz yönüne doğru sürüklemeğe başladı. Anında tel donamlı makaralarını mayna ederek batık tekneyi dibe oturtan maçula kaptanları boğazda olabilecek bir kazayı önlediler. Bilahere daha güçlü romorkörlerle batığı Dolmabahçe sığlığına getirdik. Dipteki bu 9 mt.lik akıntı bandı ana deresinde orta suya yakın olarak Karadeniz’e doğru yoluna devam ederken zaman zaman Karadenizin az tuzlu ve soğuk suyu ile birleşerek buzlu cam seyrediyormuşunuz-vari bir görüntü verir. Dalış esnasında Boğaziçinde sıkça rastlanılan bir olay olup bazen kısa süreli buz gibi soğuk su bandından geçersiniz ılık suya erişinceye kadar. Suyun soğukluğu ve görüşteki kristalleşme bazı dalgıçları heyecanlandırıp değişik algılamalara meydan verir. Hatta dalgıç bayılıyorum zannedip panikler. Ekim ayında Yeniköyde bir dalışımda yanımdaki arkadaşım bu kristalleşmeyi görünce bayılmak üzere olduğunu zannedip aniden su üstüne çıkmıştır. Istanbul Boğazının alttan ve üstten, her iki yönden giren tuz yoğunluğu farklı suların birleşmesi neticesinde tüm boğaz dibi boyunca yer yer bu kristalleşmeler sıkça gözlemlenebilir. Boğaziçinde, Karadenizden seviye farkından dolayı gelen su-üstü akıntısının sahile yakın aktığı burunların su-altında Karadeniz ve Ege suyunun (soğuk-sıcak-tuzluluk) birleşmesinden doğan kristalleşme hareketi bandı ya hiç yoktur, ya da son derecede dardır. Boğaziçinde, Marmaradan Karadeniz yönüne doğru su-altından akan ılık ve tuzlu Ege suyu Karadenizden gelerek Boğaziçi sahillerindeki burunlara yönelen su-üstü akıntılarının bulunduğu yerlerde kendini göstermez. Örneğin; süratinin değişkenliğinden dolayı ‘Şeytan Akıntısı’ denen Rumelihisarı-Baltalimanı arasındaki su-üstü akıntısı ve Boğaziçinin en şiddetli akıntısı olması dolayısı ile Arnavutköyü burnunun ‘Büyük Akıntı’sı ( Megalo Revma ) alt suyunda kristalleşme bandı yok denecek kadar az ve su-altı ters akıntısı bazen ya hiç yok, ya da sert Lodoslarda yarım deniz milini geçmeyen sürattedir. Buna karşılık eski Yüzme İhtisas Klübünün 25 mt. açığı ve 20 mt derinlikte Çırağan açığındaki 36-45 mt dip bandında rastladığımız Karadeniz yönlü dip akıntısının biraz daha hafiflemiş devamına rastlarız. Bu havalide dip kristalleşmeleri çok dar ve akıntı bandına gelmezden evvelki daha sığ sulara görürüz. Vaniköyde, dişçi Füreyd’in kuleli yalısının açığında 30 mt. dipte yine böyle bir kısmi kristalleşme görülür. Boğaziçinin Istakozu bol 1950’li yıllarında Arnavutköylü Rum balıkçılar sarı sazdan yapılma büyük Istakoz sepetlerini kenevir iple bağlayıp Arnavutköy Akıntı burnunun yaklaşık 100 mt. açığından suyun dibine bırakır, sandalları ile kürek kullanmaksızın elde ıstakoz sepetine bağlı kenevir ip, Kandilli burnu ile Vaniköy vapur iskelesi arasındaki yüksek bacalı toz kömürü sıkıştırarak yarı yumruk büyüklüğünde briket kömür imal eden fabrikanın önüne kadar rahatça bu dip akıntısını kullanarak giderlerdi. Keza Arnavutköy akıntı burnu orkoz suyu sahil hattının 100 mt açığına kadar uzattığımız kenevir bağlama ipi ile uzatma ağ kullanırken Arnavutköylü Rum balıkçılardan gördüğümüz gibi ağımızı yüzeyde 45 derece GS adası yönüne doğru döşer; ağ dip ters akıntısı ile karşılaşınca dibe oturana kadar sahil hattından 90 derecelik bir açı ile  karşı yakaya doğru döşenmiş olurdu. Akıntı burnuna ilk uzatma ağımı attığımda bu yöntemi bilmediğimden ağımı karşı yakaya doğru dik attığım gibi sahile bağladığım 100 mt.lik ağıma bağlı kenevir halatımı hiç kalamasız gergin olarak döşedim. Ağımın kurşun yakası dip akıntısına daha temas etmeden gergin döşediğim bağlama halatıma yüzey akıntısı öyle bir güç bindirdi ki  sahile bağladığım güçlü kendir halatımı koparttığı gibi bağlı olduğu iplik ağlarımla beraber çekti Boğaziçinin diplerine götürdü..  Boğaziçinde orta kanalda dipte ters akıntı bulunmaz.

 

Bunun ispatıda:

1960’lı yıllara kadar Boğaziçinin dip yatağı temizken Karadenizden sürülerle gelen mevsimsel Uskumru akınlarında Rum balıkçılar yüksek yakalı, ‘Yeldirme’ dedikleri Uskumru ağlarını Boğazın kanalına iki yaka döşerler iki ucundan bağlı  ağlarını iki büyük ‘Kancabaş’ balıkçı kayığına bağlı kenevir halatları ile Boğaziçinden aşağıya güçlü yüzeysel akıntının tesiri ile Yeniköy-Kuruçeşme arası akışa geçerlerdi. Boğaziçinin orta su dip kanalında ters akıntı olsa Kancabaşlar yüzeydeki akıntının tesiri ile Marmaraya doğru akarken olabilecek dip akıntısı yüksek yakalı Yeldirme ağını orta suda yatay konuma getirir Uskumru sürüleri ağlara yakalanmadan rahatça Marmaraya geçerdi. Oysa her böyle akıştan sonra kaldırılan Yeldirme ağlar göz göz iri Uskumrular ile dolu olurdu.  Yeniköyde, Ziya Kalkavan yalısının yaklaşık 50mt. Kuzeyinde 28 mt. derinlikte yine 10 mt genişliğinde kesif bir sıcak-soğuk su karışımından meydana gelen dalgıç yanıltıcı bir kristalleşme bandı görülür. Aynı band yaklaşık aynı derinlikte Çubuklu dalgıç okulunun önünde vardır. 1960 yılı Mayıs ayında benim de içinde bulunduğum derin su çiftli eğitim dalış esnasında gerek bu soğuk banda rağmen başlık kullanmaması, gerek mutadın üstünde bir hareketliliğin arttırdığı nefes alım sayısı 60 mt.nin altına inildiğinde dalgıcın kan dolaşımındaki CO 2 miktarını arttırmış ve şuursuz hareketler yapmasına sebep olmuştur. Allaha şükür ki zorunlu çıkış anında 25 mt derinliğe gelince dalgıçın şuursuz saldırganlığı durmuş ve ölümcül olay kazasız atlatılmıştır. Ege ve Karadeniz suyunun birleşmesinden doğan buzlu cam misali kristalleşme adını taktığım bu soğuk su-altı bandları bütün boğaz boyunca vardır ve hareketsiz bir cismi yavaşça daha derin sulara sürükleyebilir. Ancak bu hız hiç bir zaman herhangi bir balıkadamın yenemiyeceği seviyede değildir. Ben Paşabahçe koyunun açığını her zaman düz bir ova olarak görmüşümdür. Çubuklu Dalgıç Okulunda iken bahriyenin deniz katırı motorlu şatı ile bu ovanın 12-19 mt derinliğinde demirler klasik dalgıç forması ile eğitim talimleri yapardık. Bu ovanın 12 mt. derinlik bölümünde hızı yarım deniz milini geçmeyen Karadeniz cihetli bir su-altı akıntısı vardır. Rumelifeneri ile Anadolufeneri hattının dışına kadar çıkan Rumeli yönüne yakın dip suda da Karadeniz cihetli ancak yarım veya bir deniz milini geçmeyen su-altı akıntısına rastlanır. Marmarada Prens adaları gurubunun Hayırsız adası Güneyinde su-altında üstün şiddetine şahit olduğum Karadeniz yönlü dip akıntı aynı şiddetle Çırağan açığı 36-45 mt. dip bandında da akmasına devam ederken bu şiddet eski İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü rıhtımı açığı 20 mt. derinlikte azami 2 deniz mili süratine düşer Boğaziçinin Karadeniz yönüne doğru çıktıkça hafifleyerek yarım-bir deniz mili süratle Karadeniz Boğazı Kuzey dip methalinde yayılarak tamamen şiddetini kaybeder. Öz Türkçesi; eğer Marmara Denizinin Kumkapı-Yenikapı açıklarına Haliç kollektörü adı altında deniz-dibi boruları döşeyerek Haliç’in sanayi artıkları ile kirlenmiş balçık suyununu Haliç’i temizleyeceğim diye Boğaziçinin Marmara Denizi girişine basarak kirletirseniz bu kiri  dip ters akıntısı ile tüm Istanbul Boğaziçi dip kanal hattına kadar yayarsınız. Nitekim bizde bunu becerdik.

 

Dalgıç & Kaptan

   Ersin  Süeren



Paylaş | | Yorum Yaz
2383 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Istanbul Bogazi dip akintilari     26/12/2013 18:36

Degerli hocam; Tecrubelerinizi yazili hale getirerek bizlerle paylastiginiz icin pek cok tesekkur eder, saygilar sunarim.
ALI BIROL YUCELEN

Yazarın diğer yazıları

476 YIL SONRA PREVEZE GERÇEĞİ( Bölüm 2) - 02/10/2014
476 YIL SONRA PREVEZE GERÇEĞİ( Bölüm 2)
476 YIL SONRA PREVEZE GERÇEĞİ( Bölüm 1) - 24/09/2014
476 YIL SONRA PREVEZE GERÇEĞİ (Bölüm 1)
Güneş Balçıkla Sıvanabilir mi? - 15/08/2014
Güneş Balçıkla Sıvanabilir mi?
ARABA VAPURUNU KİM İCAT ETMİŞ ? - 16/07/2014
ARABA VAPURUNU KİM İCAT ETMİŞ ?
Dalgıçlığın 1950'lere Kadar ki Kısa Tarihçesi ve SCUBA' YA Geçiş - 20/06/2014
Dalgıçlığın 1950'lere Kadar ki Kısa Tarihçesi ve SCUBA' YA Geçiş
Abbas Sakarya - 22/05/2014
Abbas Sakarya
AE2 & Sultanhisar - 25/04/2014
AE2 & Sultanhisar
18 Mart 1915 - 17/03/2014
18 Mart 1915
HAŞAŞİLER - 14/02/2014
1090-1272 HAŞAŞİLER
 Devamı