"Spor, dünyayı değiştirecek güce sahiptir ve çok az şeyin sahip olduğu birleştirici güce..."

ÜSSK - BİR TAKIMDAN DAHA FAZLASI...
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam31
Toplam Ziyaret79551
Takip Ediniz
    https://www.facebook.com/uskudarsusporlari
ERSİN SÜEREN
sueren11050@yahoo.com
Dalgıçlığın 1950'lere Kadar ki Kısa Tarihçesi ve SCUBA' YA Geçiş
20/06/2014

Dalgıçlığın 1950'lere Kadar ki Kısa Tarihçesi ve SCUBA' YA Geçiş:


Gezegenimizin % 70.8’ini kaplayan deniz adını verdiğimiz engin mavi mayi milyonlarca insanın 

meraklı izlenimlerine sahne olmuştur. XX. y.y.’ın ilk yarısında birçok sahalarda ilerlenirken su-altı en son keşfedilmemiş bir alem olarak kalmıştır. Tarih boyunca savaşların teknolojiye verdiği kaçınılmaz dinamizm su-altı dünyamızın keşfi ile kaynaklarından yararlanmamızı sağlamıştır. İnsanların bir birlerine üstün gelme ve maddi macera tutkuları su–altında yaşayabilme imkanlarımızı geliştirmiş ve bu günün modern dalgıçlığında su-altını avlanmak ve resim çekmek için daha ilginç bir saha haline getirmiştir. Birçok eski yazı ve yontularda dalgıçlığın çok eski tarihlerde de var olduğu ve denizin derinliklerine inebilme çabalarının o zamanki insanlar tarafından da yapıldığı gerçektir. Yaşadığı ortamdan ayrı özelliklere sahip sudan yaratılmış bu geniş  sahayı tanıma mücadelesine insan, doğal çıplaklığı ile başlamıştır. İlk çağların başlarından zamanımıza kadar geliştirerek devam ettirdiği bu mücadelede denizin tabii kaynaklarından yararlanmada çeşitli yollar deneyerek başarılı olmuştur.                         

Bilinen tarihimizin ilk dalıcıları Akdeniz ve Malaya yarımadası çevresinde yaşamış topluluklara ait insanlardır. İsadan çok uzun zaman önce deniz diplerinin zenginliklerini keşfeden insanlar 20-30 mt. derinliklerden inci ve sünger çıkartmışlardır. Ne enteresandır ki aradan yüz yıllar geçmiş olmasına ragmen bu gün dahi Filipinlerde, Japon adalarında, Güney Asyada, Kuzey Afrika sahilleri, Meksika körfezi, Ege ve Doğu Akdenizin bağzı yerlerinde bu cins dalgıçlara 1960’lı yılların ortalarına kadar rastlamak mümkündü. Kullandıkları malzeme basit ve hemen hemen hiç değişmemişti. Bellerine bağlı bir ucu teknede kendir bir ip, suya atlayınca enerji sarf etmeden çabuk dibe inebilmek için bir mermer parçası, sünger kesmek veya inci toplamak için keskin bir bıçak ve topladıklarını içine koymak için hasır örgü bir sepet veya apoş denen kalın ağ ipliğinden örme file. Doğal nefeslerinin yettiği kadar su altında kalabilen dalgıçların dip çalışmaları, akciğerlerindeki havanın müsaadesi nispetinde bittiğinde,  aşağıdan ipi çekmek sureti ile yukarıya verilen işaretle yukarıdaki yardımcılar, elindeki mermer taşı dipte bırakan dalgıcı yukarıya çekerlerdi.  Bu çeşit dalgıçlar sık sık burun ve akciğer kanamaları, hava yetersizliğinden bayılmalar ile hemen hemen hepsinde kulak zarı yırtıkları ve çökmeler olur genelde de fazla yaşamazlardı.                                                                                                                                        1. Resim:Klasik Dalgıç formasının 22 kg Başlık ve Göğüslüğü ile 2 x 9 kg Ayakkabıları

Homer’in İliada adlı eserindeki kahramanlarından Patrolocus yaralı sürücünün arabasından istiridye için dalan dalgıç gibi düştüğünü söylemektedir. Antik çağda dalgıçların çeşitli maksatlar için kullanıldığını Yunan, Asur ve Mısır tarihlerinde görmekteyiz. Eski Yunan ve Mısır donanmalarında çıplak dalıcılar harp esnasında kullanılmıştır. Bunlara tarihin ilk kurbağa adamları diyebiliriz. Atinalı tarihçi Thucydides Atinalıların milattan evvel V.y.y.’da  Sicilya adasındaki Siracusa şehrine yaptıkları ilk kayda geçmiş kurbağa adam harekatından bahsetmektedir. Siracusa’lılar yüksek surlarını körfeze bakan bir tepenin üzerine inşa edip körfezin ağzını büyük kalasları su sathının az altına batırarak kapamışlardı. Atinalı bir grup kurbağa adam kalasların arasından geçilebilecek bir geçit bularak buradan Yunan harp gemilerinin körfezin içine girebilmesini sağlamışlardır. Dalgıçlık hakkında diğer bir eski kayda Heredot’un eserlerinde rastlanmaktadır. Herodot M.Ö.460 yılında Xerxes’in maiyetinde Scyllis adlı bir Yunan dalgıcın hazine ile batmış bulunan Arap gemisinden hazineyi nasıl cesurane çıkarmağa muvaffak olduğunu anlatmaktadır. Büyük İskender’de kurbağa adamlar kullanarak şimdiki Lübnandaki Tyre şehrinin su-altı müdafaa temellerini tahrip ettirmişti. Aristo ise iki eserinde kurbağa adamların su altında yukarıdan hava alarak uzun müddet kalabildiklerini yazar. Bir diğer eserinde ise M.Ö.380 de dalgıcın yanına metal bir silindir alarak bunun içindeki hava ile su altında kalabildiğini yazmaktadır. Bu alete benzer ’Colimpha’ isimli bir cihazla Büyük İskenderin su altına inmiş olduğu bildirilmektedir. Miladın I. y.y’ında iki Romalı meşhur yazar Pliny ve Livy dalgıçların harpte ve sulhte faydalarından bahsetmektedirler. Livy, dalgıcın ağzına uyan bir ağızlık ve buna bağlanmış bir borunun şamandra vasıtası ile su üzerinde durmasından bahseder. Dalgıçın bu şekilde suyun altında uzun müddet kaldığından bahsedilir. Tarifinden de anlaşılacağı gibi bu cihaz şimdi ki şnorkel borusunun ilkel şekli idi. Romalılar bu dalgıçlara ‘Balıkadam’ demişlerdir. Bu günkü modern adaşları gibi bunlarda  donanmaya bağlı idiler. Livy İsadan 200 yıl evvel yaşamış  Makedonya kralı Perseus’un dalgıçlar vasıtası ile denizden önemli miktarda hazine çıkarttığını yazmaktadır. O zaman dalgıçlar için yapılmış kanunlardan bazıları zamanımıza kadar gelmiştir. Rodos adası hükümeti dalgıçların denizden buldukları kıymetli maddelerin bir miktar yüzdesini onların hakkı olarak kanunen tanımıştı.(Bu tarihten yaklaşık 2500 yıl sonra, ne tür adil insan gelişmişliği örneği ise, Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı Milli Emlak Md.lüğünün 1990 yılında hazırladığı deniz batıklarına ait şartnamenin kıymetli mallar ile ilgili bölümü bu yazının sonunda ek olarak konulmuştur.) Batı Roma İmparatorluğunun parçalanmasından sonra diğer sanat ve maharetlerde olduğu gibi 600 yıllık karanlık devir olarak adlandırılan Orta Çağ zamanında Avrupada dalgıçlıkta unutuldu ve kullanılmaz oldu. M.S.1240 yılında Roger Bacon deniz altında insanların yürüyebilmelerini sağlayan bir alet yaptığından bahsetmektedir. Arap yazarları XII.y.y.’da bir arap dalgıcın sualtında körük kullanarak limana girmekte olan bir düşman gemisine kadar su üzerine çıkmadan gittiğini yazmaktadırlar. Ancak XVI:y.y.’da bütün devletlerin ilim adamları insanın su-altında nefes alabilmesi için bir alet yapma fikri üzerinde durmuşlardır. İlk adım 1532 de pek tanınmamış bir Fransız yayınında görülür. Aynı yayının 21 yıl sonra ki baskısında tahtadan oyulmuş ilk dalgıç başlığı görülmektedir. Yine aynı resimde deriden yapılmış yüze tam oturan başlık ile aynı maddeden yapılmış bir tüp ve ucu satha erişen iki torba sayesinde yüzen boru görülmektedir. O tarihlerde daha lastik icat edilmediğinden dalgıc elbiselerinde deri kullanılmakta idı. Bir Yunanlı yazara göre İspanyada 1558 yılında imparator V. Şarl’a  Toledo şehrinde Yunan dalgıçları dalış çanını kullanma gösterisinde bulunmuşlardı. 1580 yılında I.Elizabeth devrine ait bir yazıda ki  resimde bir kurbağa adamın deri elbise, ağır ayakkabılar, şnorkel borusu ile donatılmış olup elinde bir kılıçla su altından düşman gemisine saldırdığı görülmektedir. Donanma için ihtiyaç hissedilen bu tür çalışmaları tarihteki bağzı kuşatmalarda görmekteyiz. 1565 te Malta’da, 1793 te  Mainz’de  çıplak dalıcılar aynı maksatlar için kullanılmışlardır. XIX.y.y.’ın sonuna kadar vazifeleri su altına dalma ve yüzme olan eğitilmiş bir ekibi İspanyol  gemilerinin taşıdığı bilinmektedir. XVII.y.y’ın başlarında  Reptan isimli bir İngiliz su zırhı fikrini ortaya attı ise de  ilk tecrübesinde bunun pek de pratik olmadığı meydana çıktı. 1668 yılında İtalyan bilgin ve fen adamı Giovanni Borelli bu günkü modern dalgıç cihazlarının basit temeli olan bir alet geliştirdi. Bu, kirli havanın temiz hava ile değiştirilmesinden ibaretti. Dalgıç, bronz veya tenekeden yapılmış bir başlık giymekte idi ve başlık keçi derisi elbiseye sıkıca bağlanıyordu. Dalgıç havayı burnundan alıyor ve uzunluğu  bir metre olan bir hortum vasıtası ile ağızdan dışarıya veriyordu. Ancak bu alet bir fikir olarak kaldı hiç bir zaman kullanılmadı. 1715 te İngilterenin Devonshire şehrinde William Lethbridge fıçı biçiminde gayet gergin  deriden bir elbise meydana getirdi. Bunun kolları çıplak olup giyene gayet rahat bir serbestlik vermekte idi. Bir Alman bilgini olan Kilingert’de modern dalgıç cihazlarına benzer bir takım meydana getirdi. Cihaz yumurta biçiminde bir metal silindir olup, giyenin kalçalarına kadar uzanmakta idi. Buna gayet sıkı dizlere kadar inen deri bir pantalon ilave edilmişti. Dalgıca fil dişinden bir ağızlık yapılmış ve lastik boru vasıtası ile su üstünden hava alan dalgıç, lastik borunun yüzebilmesi için su üstündeki ucuna sudan hafif bir cisim bağlanmış idi. Ancak bu cihazın da iş sahası sınırlı idi. Zira bir metreden fazla derinlikteki dalgıca şnorkelle gelen hava solunum için yeterli değildi. 1772 de Fransız Freminet başarılı dalışlar  yapmağa muvaffak olmuştur. Freminet’in elbisesi büyük bir bakır başlık ve deri elbiseden ibaret idi. Hava deposu başlığa iki boru vasıtasıyla tutturulmuştu. Bu boruların yardımı ile hava soğuyarak devrini tamamlıyordu. Hava devrini tamamlayabilmesi için kurulabilen yaylar ile çalışan küçük körükler tarafından itiliyordu. Hava devrini devam ettirebilen küçük körüklerin kirlenen hava üzerinde temizleyici bir tesir yapmadığı aşikardır. Onun için bu aletle dalgıçlar su altında yalnız birkaç dakika kalabilmekte idiler. Aynı y.y.’ın sonlarına doğru Freminet’in metodu üzerine çalışan William Folder ilk defa tazyikli hava kullanarak suyun altına inmeğe çalışmıştır. Bu deneylerin, su altında ki insanın normal solunum yapabilmesi için aynı seviyede ki su tazyikinden daha yüksek veya aynı basınçla beslenmesi gereği prensibi düşünülerek yapılıp yapılmadığı bilinmemekle beraber prensip bulunmuştu ve doğruydu. Ancak su üzerinde basınçlı hava tulumbası olarak adi körük kullanıldığından derin sulara inilememişti. 1825 yılında William James kendi buluşunu ortaya atmıştır. Bu çan şeklinde altı açık bir alet olup içine hava su üstünden basılıyordu. Çan şeklindeki bele kadar gelen bu elbisenin açık kısmından fazla hava kaçıyordu. Bu elbisede bir fikir olarak kalmış ancak kullanılmamıştır. 1819 da Alman bilgini Augustus Siebe ilk modern açık devre dalgıç cihazını yaptı. Metal başlık ve göğüslük deri bir ceketle birleştirilmişti. İlk defa olarak dalgıça hortumla tulumbadan verilen tazyikli hava gidiyordu. Hortuma bir alıcı valf yerleştirilmiş olup, su, hortumla verilen havanın basıncı sayesinde  her zaman çene hizasının aşağısın da tutuluyordu. Bu cihaz sayesinde birçok yapılamayan işler görülmeye başlandı. Fakat zamanla gelişen ihtiyaçları karşılayamadığı görüldü. Bir kere dalgıcın bu cihazla suyun altında daima dik durması gerekiyordu. Eğer dipte düşer veya tökezlenirse metal başlığa derhal su giriyor, ya dalanı tehlikeli duruma düşürüyor ya da süratle su üstüne doğru fırlatıyordu. Siebe bu hataları düzeltmek için çeşitli deneylerden sonra 1837 de çalışmalarının mükafatını alarak ilk kapalı dalgıç elbisesini meydana getirdi. Bu modelin başlığında  hortumdaki alıcı valftan başka birde havayı ayarlayan verici valf bulunuyordu. Bu buluş dalgıca hem emniyet sağlamakta hemde uzun müddet su altında kalmasına yardım etmekte idi. XIX.y.y.’da bu cihaza birçok kısımlar ilave edildiği halde bu prensip hala bu gün kü dalgıç elbiselerinde kullanılmaktadır. Siebe’nin cihazları hem ticari hem de hususi maksatlarda kullanılabilmekte idi. Fakat bu cihazlar hem pahalı hem ağır hem de kullanılabilmesi için gayet iyi eğitim görmüş personel istemekte idi. Dalmaya heves edenlerin bir-çoğu bu ağır takımlardan ve başlığa monte hava hortumunun kısıtlayıcı dolaşma mesafesinden dolayı bu beceriden vazgeçiyordu. Bu elbiseler tamamen kapalı olup eller hariç bütün vücudu örtmekte idi. Başlık, göğüslük, elbise, ayakkabılar ve ağırlık kemerinden ibaret olan klasik dalgıç elbiseleri ve aletleri bu gün bütün dünya dalgıçları tarafından kullanılmaktadır. Elbiseler su geçirmez lastikli kumaştan yapılmıştır. Aynı modelin eldivenli elbiseleri ise dalgıcın hiç bir yerini su ile temas ettirmemektedir. Dalışa hazırlanan dalgıca ilk önce 5 ila 8 kg.ağırlığındaki elbise giydirilir. Yanlızca boyun kısmı açık olduğundan ilk önce bacakları sokmak sureti ile elbise giyilir. Sonra bronz metalden yapılmış başın monte edileceği kısıma üzerinde yuvarlak delikler bulunan  göğüs ve sırtı elips şeklinde kaplayan 22 kg. ağırlığındaki göğüslük baştan aşağı geçirilerek omuzlara oturtulur.  Elbisenin omuzlar etrafındaki delikleri göğüslük üzerinde bulunan dişli sabit çıkıntılara geçirilir. Üzerine yan yana konulduğu zaman omuzları çevreleyen dört parçadan ibaret bronz çemberler konur ve aynı metalden kelebek somunlar vira edilerek sıkılır. Bu şekilde elbisenin açık kısmı olan üst tarafı, göğüslük ve çemberler arasında kalmış olur. Bundan sonra dalgıca beheri 9 kg.gelen kurşun tabanlı ön ve burun üstü bakır veya bronz metal kaplı ayakkabılar giydirilir. Ayakkabıların ağır olmasının sebebi, dalgıcın suyun içinde ayakkabıların ağırlığı ile dik olarak hareket edebilmesi ve dengeli olarak su içinde hareket edebilmesi içindir. Kalın deri kayışları omuzun iki tarafından çaprazlama geçirilerek bele bağlanan 20 kg.’lık kurşun ağırlık kemeri dalgıcın dipte hava kullanarak dalabilmesine yardımcı olur. 3 ila 5 kg.’lık bronz metal kılıflı iki ağzından biri testere, kılıfına viralı bıçak, dalgıcın kurşun ağırlık kemerine deri kayışla takılır. En son olarak dalgıca 18 kg. ağırlığındaki metal başlığı giydirilir. Başlık dişli yuvasına yerleştirildikten sonra çevirmek sureti ile sıkıca oturtulur. Dipte her hangi bir sebeple başlığın dönüp çıkmaması için başlık ve göğüslüğün arkasında üst üste gelen iki ufak deliğe bronz pim geçirilerek sabitleştirilir. Üst kısmı bakır, göğüse gelen kısmı bronzdan yapılmış başlıklar bir, iki veya üç camlı olabilir. Ayrıca suyun altında çalışırken her hangi bir yere çarparak camların kırılma tehlikesini önlemek için birçok başlık tipleri bronz metal çubuklarla kafeslenmiştir. Başlığa hava hortumundan başka XX.y.y.’daki tiplerinde ayrıca can halatı vazifesini gören telefon kablosu bağlıdır. Hortum vasıtası ile su üstünden basılan basınçlı hava başlığın ve elbisenin içine dolar. Dalgıç ,suyun derinliğinin verdiği basınca göre hortumun üzerindeki hava valfını ayarlayarak kendini su altında  rahat hareket konumu sağlar. Bu ayar Amerikan tipi elbiselerde sağ tarafta olan valfla, İngiliz elbiselerinde ise başlık içinde bulunan hava supapına baş ile basmakla elde edilir. Başlık üzerinde bulunan egzost valfından kullanılan hava devamlı olarak su üstüne doğru yükselir. Bu techizatın ağırlığı 90 kg.’ı bulur. Dalgıç suya girene kadar bu ağırlığı üzerinde taşımak zorundadır. Suya girer girmez aldığı havayı ortam basıncına göre valflar vasıtası ile ayarlayarak ağırlığını sıfıra indirebilir. Bu elbiselerle dalgıçlar 60 mt.’ye kadar rahatça çalışabilirler ve daha hafif İngiliz takımları ile, çok riskli olmasına rağmen 1960 lara kadar Ege ve Akdenizde 80 mt.’lere kadar inen sünger dalgıçları görülmüştür. Hatta 1917 de Amerikan donanmasına ait dalgıçlar Pasifikte bir kaza sonucu 94 mt. derinliğe batan ‘Squalus’ isimli denizaltıyı çıkarmak için klasik dalgıç takımı ile bu derinliğe dalmışlardır. Ancak 40 mt.’den sonra CO2 %’sinin insan vücudunda tehlikeli bir şekilde artması bir yana fena hava şartları dolayısı ile suların hortuma akıntı ve dalga gibi bindirdiği büyük direnç çoğu zaman dalgıcı su altında iş yapamaz hale sokmakta idi. Bu zorluğu aşabilmek için ilk zorlu adımı 1865 yılında iki Fransız attı. Bunlardan biri mayın teknisyeni olan  Roquayrol, diğeri ise Fransız donanmasında subay Denarouse’du. Burada dalgıç hortum yerine sırtına çelikten bir silindir bağlıyordu. Silindirin içinde tazyikli hava olup 30 ft.’de 22 dakika, 60 ft.’de 11 dakika su altında dalgıca hava yetiştirmekte idi. Bu silindire dalgıcın nefes alışına göre çalışan ayarlayıcı bir alet takılıyordu. Dalgıç nefes aldığı zaman çıkış valfına takılmış lastik diyafram aşağıya doğru zorlanıyor ve çelik silindirden tazyikli havanın nefes alınan hortuma gelmesi sağlanıyordu. Bu hortum su-ciğeri kullanan günümüzün dalgıçların ki ne çok benzemekte idi. Lastikten yapılmış bu hortum ağızda tutuluyor ve dışarıya verilen hava geri döndürmez bir valfla dışarıya atılmasına rağmen  sistemi şimdi ki modern regülatör valflarından daha değişik ti. Fransız Bahriye Dairesinin o tarihte ki kayıtlarında 150 ft.’e kadar bu sistemle dalındığı görülmektedir. Bu cihazında o zaman bazı eksiklikleri vardı. Çelik silindirlere fazla hava depo edilemediğinden su altında kalış müddeti çok az oluyordu. İkincisi ise dalgıçlar ağır kemer ve ayakkabılar kullandıklarından XX.y.y.’ın ikinci yarısında ki meslektaşlarının hız ve seriliklerine erişemiyorlardı. ’Kapalı Devre’ kullanılan kirli havayı su içerisine serbest bırakmayan  dalış cihazını ilk defa 1842 yılında Fransız Sandala proje halinde ortaya atmıştır. Alman Fleuss’un aynı sistem üzerinde uzun çalışmaları neticesinde 1878 yılında Siebe, Fleuss ve Gorman üçlüsü ilk denizaltılarda kullanılan havayı temizleme sistemini örnek alarak bir dalış cihazı yaptılar. Bu, Siebe’nin son yaptığı dalış cihazının aynısı olmakla beraber bunun su üzerinden hava ile beslenen hortumu yoktu. Onun yerine sırtta çelik bir silindir bulunuyor ve kullanılan tazyikli oksijen bir filitreden geçerek kostik soda vasıtası ile biriken carbon dioxide’i temizliyordu. Bu sayede su altında kalış müddeti artmış oldu. Buluş iyi olmakla beraber cihaz çok ince ve nazik  olduğundan sığ sularda bile kazalar oldu. 1911’de Sir R.H.Davis adlı bir İngiliz bilgini  İngiliz Kraliyet Donanması ile iş-birliği yaparak bu sistemi geliştirdi ve ilk kapalı devre oksijen cihazını yaptı. Bu cihaz da tazyikli oksijen dolu ufak bir silindir ve kostik soda dolu lastik bir torba vardı. Dalgıç kostik soda vasıtası ile  CO2’i temizleyen oksijeni uzun zaman tehlikesizce soluyabilmekte idi. Bu hafif ve basit cihaz serbest dalışta gayet büyük bir ilerleme idi, fakat çok iyi eğitim görüp oksijen solunumuna alıştırılmadıkça  dalan kişiyi 36 ft.’den daha aşağıya indirmek tehlikeli idi. Davis’in buluşunu bütün ülkelerin donanmaları benimseyerek  aynı sisteme benzer kapalı devre oksijen cihazları yaptılar. Davis cihazında hava kabarcığı su üstüne çıkmadığından deniz savaşlarında kullanılması son derecede elverişli olmuştur. İlk önceleri uzun zaman bu cihazlar denizaltılardan çıkışlarda kullanılmış; bu cihaz II.dünya harbinde İtalyan, İngiliz ve Alman balıkadamları tarafından kullanılarak su altında yeni bir muharip sınıf doğmuştur. II.dünya harbi esnasında İtalyan balıkadamları bu cihazları kullanarak Cebelitarık, İskenderiye ve Malta’daki İngiliz donanmalarına su altı hücumları yaparak Britanya İmparatorluğunun en güçlü harp gemilerini batırmış ve bu limanlardaki deniz trafiğini durdurmağı başarmışlardır. İtalyanların şimdiye kadar hiç görülmemiş su altı hücumlarına karşı koymak ve aynı şekilde karşı tarafa cevap verebilmek için İngiliz donanmasıda böyle bir su altı ekibi meydana getirdi. Almanların Atlantik duvarı olan Normandiya kıyılarındaki su altı engelleri İngiliz balıkadamları tarafından temizlenerek genel çıkartmanın en az kayıpla yapılması sağlanmıştır. Almanlar müttefikleri İtalyanların tecrübesinden faydalanarak 1944 te Venedikte bir hayli balıkadam yetiştirmişlerdir. Alman balıkadamları İngilizler tarafından işgal olunan ve hayati önem taşıyan Hollanda'da ki Nijemann nehri üzerindeki  köprülere ağır hasar vermeğe muvaffak olmuşlardır. Harp esnasında bu alet II.dünya harbine katılan dört büyük ülkeye ait firmalar tarafından Davis, Pirelli, Drager ve Momsen markaları altında piyasaya sürülmüştür. Gizli su altı çalışmalarında hava kabarcığı çıkartmaması  ve uzun zaman kullanılabilmesi bakımından gayet büyük avantajları bulunan bu aletin en büyük dejavantajı 10 mt.’den daha derin sularda emniyetle kullanılamaması idi. Solunan oksijenin  10 mt.’den daha derin sularda dalgıcı zehirleyerek öldürmesi karşısında dalıcılar bu cihazı su üzerinden görülmemek için ancak gece kullanmışlardır.

  2. Resim: Haydarpaşa mendireği su-altı inşaatında çalışan İngiliz Klasik Forma Takımlı Dalgıç - 1930

1926 yılında Fransız donanmasından binbaşı Corlieu şimdiki balıkadamların kullandığı ilk paletleri yaptı. Binbaşı Corlieu bu lastik paletleri  dalgıca hız ve manevra kabiliyeti sağlasın diye meydana getirmişti. Su altı maskesi ise Akdenizdeki mercan ve sünger dalgıçları tarafından XVI.y.y.’dan beri; Polinezyalı ve Japon dalgıçlar tarafından ise  çok daha evvelden beri kullanılmakta idi. Böylelikle modern  balıkadamın devri yavaş yavaş açılıyordu. Mesele şimdi su-ciğerlerinin geliştirilmesine gelmişti. Tabiki dahada derinlere inebilme isteği bu gelişimi hızlandırdı. Dolayısıyla bu konuda ilk gelişimi Yves le Prieur isimli bir Fransız attı. Kendisi Roquayrol-Denayrouse’un cihazlarındaki sistemi takip ediyordu. Bu cihaz hafif çelikten imal edilmiş basınçlı hava silindiri ile buna bağlanmış hava regülatörü ve burun ile ağzı kapayan tam yüz maskesinden meydana geliyordu. Hava takımına bağlı bir basınç saati dalış anında ne kadar hava kaldığını gösteriyordu. Elle idare edilen bir valfla  derinliğe göre idare edilip yüz maskesinin içine hava vermekteydi. La Prieur modelinin hava cıkışında geri döndürmez valf yoktu. Bunun yerine maskenin kenarlarından bir hayli hava kabarcığı çıkmakta idi. Eğer maskeye su girerse dalgıç sırt üstü yatıp maskesini elleri ile alnı ve şakakları tarafından sıkı sıkı bastırıyor ve maskenin içine kuvvetle nefes verip suyu tahliye ediyordu. 1935 yılında, bu yeni cihazın denenmesinden bir yıl sonra aynı bilgin bu cihazla beraber ayak paleti kullanması ile modern balıkadam devrini resmen açmış oluyordu. İlk defa şnorkeli kullandığı gibi ilk balıkadam klübünü kurmak onuru da Le Prieur’a aittir. 1934’te Le Prieur’nin buluşundan Cousteau-Gagnan’ın su-ciğerini imal edişine kadar geçen on yılda Amerika ve Avrupada palet, gözlük ve su-tüfeği ile balık avlamak oldukça yaygınlaştı. Su-altına ait basılan kitap ve broşürler geniş kitleler tarafından ilgi ile izlenmeğe başlandı. II.dünya harbi bu sporun daha geniş kitlelere yayılmasını önledi, zira harpte bu iş yalnızca askeri açıdan değerlendirilmeye başlamıştı. Toulon limanında yatan Fransız donanmasını Nazilerin eline geçmemesi için batıran deniz Albayı Jacques Yves Cousteau harp esnasında Emile Gagnan isimli bir mühendisle yeni bir su-ciğeri planı üzerinde çalışma fırsatı buldu. Dalgıcın sırtında taşıdığı hava tankları çelik yerine daha hafif bir karışım olan Dur-alüminyumdan yapıldı. Diğer cihazlarında hafifletilmesinde çalışıldı. Dalgıca bu şekilde hızlı ve seri iş yapma olanağı sağlanarak hemen hemen insan su altında kuş kadar hafif kılındı .Yeni hava regülatörünün bir özelliği de otomatik olarak çalışması ve bulunduğu ortam basıncına uygun hava vermesi idi. Maske yanlızca burun ile gözleri kaplıyor, dalgıç regülatörün hortumunu bir ağızlıkla dişleri arasında tutuyor ve egzost denilen kullanılmış hava geri döndürmez lastik bir valf yoluyla dışarıya veriliyor du. Bu yeni modelin hava tankında ki basıncı gösteren her hangi bir saat olmamasına rağmen başka bir sistemle tanktaki havanın onda dokuzu harcandıktan sonra hava bir yay vasıtası ile alıkonuluyor ancak tankın yanına yerleştirilmiş ufak kol indirilince kalan onda bir hava serbest kalarak dalgıcı uyarıyor ve o dalgıcın emniyetle su üstüne çıkmasını sağlıyordu. 1944 yılında Cousteau, cihazının üzerinde bir hayli denemeler yaparak emniyetli bir hale getirdi. İki yıl sonra 1946 da ilk modern su-ciğerleri piyasada satışa çıkarıldı. Balıkadamlar su-altı aramaları, keşifler, tamirat, incelemeler yaparak ticari sahalarda olduğu kadar diğer sahalarda da çalışabilmek ve arkeoloji, jeoloji gibi bilim dallarında hizmet edebilme olanağını buldular. Böylece su-altı alemi her ülkede milyonlarca insana açılmış oldu.

  3. Resim: 20 kg.'lık kurşun kemer dahil 70 kg. ağırlığındaki Amerikan Klasik Forma Dalgıç Takımı - 1960 (Ersin Süeren)


T.C.

Maliye ve Gümrük Bakanlığı

Milli Emlak Genel Müdürlüğü

Sayı: Mile 17.şb. 3305-264/79

Konu: Batıkların çıkartılması

ANKARA   2 Ocak 1990


Genel Tebliğ No: 158

Batık Gemi ve Eşya Çıkartma Sözleşmesi Ek: 2 Sayfa 2

Ek: 2  Sayfa 2  Madde 10  3. paragraf


Çıkarılan eşya ve enkaz arasında altın, platin, gümüş, inci gibi kıymetli madenler, paralar ve mücevherler bulunduğu takdirde bunlar hakkında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 4, 5 ve 64. maddeleri hükümleri uygulanacak,(askeri mühimmat, silah ve harp aletleri(askeri amaçlarda kullanılabilecek veya gizliliği olan malzeme ve her türlü askeri techizat v.s.) ile tarihi ve eski eser niteliğinde eşya bulunduğu takdirde, bunlar bedelsiz olarak Hazineye bırakılacaktır.


Not 1 : Yukarıda belirtilen beş satırlık kanun emrini genel olarak yorumlamak yerine iki ayrı bölüm              olarak değerlendirmek ve hükme varmak çok daha sağlıklı olacaktır.

 

Not 2 : Bilindiği üzere T.C. karatoprakları altında bulunan altın, gümüş gibi kıymetli madenlerin % 25’i yasal olarak bulan şahsa verilmektedir.


Not 3 : Değerli bir malı su-altında bulup da çıkartıp çıkartmamanın yorumu size ait!!!

4. Resim: Klasik ve SCUBA iki kuşak dalgıçlar bir arada < Cumhuriyet döneminin ilk Türk Dalgıcı Çanakkaleli Tatar Adil ile SCUBA Dalgıçları Ersin ve Can > - 1961
 
 

Dalgıç & Kaptan 

   Ersin Süeren

 




Paylaş | | Yorum Yaz
2648 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

476 YIL SONRA PREVEZE GERÇEĞİ( Bölüm 2) - 02/10/2014
476 YIL SONRA PREVEZE GERÇEĞİ( Bölüm 2)
476 YIL SONRA PREVEZE GERÇEĞİ( Bölüm 1) - 24/09/2014
476 YIL SONRA PREVEZE GERÇEĞİ (Bölüm 1)
Güneş Balçıkla Sıvanabilir mi? - 15/08/2014
Güneş Balçıkla Sıvanabilir mi?
ARABA VAPURUNU KİM İCAT ETMİŞ ? - 16/07/2014
ARABA VAPURUNU KİM İCAT ETMİŞ ?
Abbas Sakarya - 22/05/2014
Abbas Sakarya
AE2 & Sultanhisar - 25/04/2014
AE2 & Sultanhisar
18 Mart 1915 - 17/03/2014
18 Mart 1915
HAŞAŞİLER - 14/02/2014
1090-1272 HAŞAŞİLER
Rönesans Yorumu - 14/01/2014
Rönesans Yorumu
 Devamı